C&G Law Office
  • Ana Sayfa
  • Makaleler
  • Uzmanlık Alanlarımız & Deneyimlerimiz
  • Haberler
  • Kurucu Ortaklarımız
  • Ekibimiz
  • İletişim

Kategori: Haberler

Ana Sayfa "Haberler"

KIDEM TAZMİNATI FONU TASARISI

10 Ağustos 2017Burcu Canpolat

images

Kıdem Taminatı Fonu Kanun tasarısı Madde 2. İkinci fıkra, “İş Kanununu değiştiren ………. tarihli ve ……. sayılı kanunun yürürlüğe girdiği tarihte işyerinde çalışmakta olan ve İş Kanununun 14 üncü maddesine eklenen 1 inci fıkra hükmü uyarınca yürürlük tarihinden önceki kıdem süreleri için işverenin kıdem tazminatı yükümlülüğü saklı tutulan işçiler hakkında da, sözü edilen kanunun yürürlük tarihinden başlayarak bu kanun hükümleri uygulanır.” şeklinde olup;maddenin gerekçesine baktığımızda, kanunun yürürlük tarihinden önceki kıdem süreleri hakkında işverenlerin sorumluluklarının eski kanun hükümlerine göre devam edeceği belirtilmiştir.

Yeni taslak ile Kıdem Tazminatı’nın ödenme şekli değiştirilecek olup, eskiden işverenler Kıdem Tazminatı öderken, yeni dönemde (bireysel kıdem hesabı açılmış olan 4632 sayılı Kanun’a göre kurulan ve Kıdem Tazminatı konusunda ruhsat verilen) yazılı olarak başvurulduktan sonra hak kazanılan tutar başvurunun şirkete ulaştığı tarihten itibaren emeklilik şirketi tarafından on beş iş günü içinde ödenecektir.

 Eski Kanunda Kıdem Tazminatı Nasıl Düzenlenmişti?

Söz konusu Kanun yürülüğe girdiğinde; işçinin önceki hakları devam edecek olup, bu haklar yine eski koşullara göre ödenebilecektir.

Şöyle ki; Kanun’un yürürlük tarihinden önce iş sözleşmesi ile çalışanların kıdem tazminatlarına ilişkin hususlarda eski kanun hükümleri geçerli olacaktır. Çalışanlar eski haklarını;

– İşçinin ölümü,

– İş sözleşmesinin işçi tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca feshi,

– İş sözleşmesinin işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II. maddesi hariç herhangi bir nedenle feshi,

– İş sözleşmesinin muvazzaf askerlik sebebiyle feshi,

– Emeklilik

– Evlilik (Kadın işçi için)

– Yaş dışında sigortalılık süresi ve prim gününü tamamlama (15 yıl 3600 günü doldurma) şartlarıyla alabilecektir.

İşçinin önceki hakları İşveren ile yapacağı sözleşme ile bireysel kıdem hesabına dâhil edilebilecektir. Bu durumda işçinin bireysel kıdem hesabına dâhil olmadan önceki hizmet süresi, bireysel kıdem hesabında prim ödeme gün sayılarının hesabında dikkate alınacaktır.

Yeni Tasarıya Göre Kıdem Tazminatı Nasıl Olacak?

  1. a) İşçilerin, bağlı oldukları kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanması yahut toptan ödeme almak amacıyla hizmet akitlerini feshetmeleri halinde,
  2. b) İşverence hizmet akdinin feshedilmesi durumunda işçinin hak kazandığı yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı veya toptan ödeme almak amacıyla ilgili kuruma veya sandığa başvurması halinde,
  3. c) Adına en az 10 yıl Fona prim ödenen işçinin isteği halinde,
  4. d) İşçinin ölümü halinde kanuni mirasçıları,

kıdem tazminatına hak kazanacaklardır.

Yaşlılık, emeklilik aylığı almakta iken çalışmaya başlamakla aylığı kesilen ve 506 sayılı Kanunun 63. maddesinin 1.ve 2.fıkralarına göre yeniden hesaplanacak aylık bağlanması için talepte bulunan ve hizmet akdini fesheden işçiye, daha önce tazminat aldığı tarihten sonra fona prim ödediği süreler için de fondan kıdem tazminatı ödenecektir.

Haklarında Sosyal Güvenlik Destek Primi ödenenler için sadece malullük aylığı şartlarının gerçekleşmesi veya ölüm halinde, kıdem tazminatı ödenecektir.

Kıdem Tazminatı Fonu Başlangıç Zamanı Ne Zamandır?

Bu kanun taslağının 2. maddesine göre kanunun kapsamına girenler bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren, yeni işe alınanlar ise işe başladıkları tarihten itibaren kendiliğinden Kıdem Tazminatı Fonu’na tabi olacaklardır.

Ödenecek Kıdem Tazminatı Miktarı Ne Kadardır?

İşçilere veya hak sahiplerine Fon’a prim ödenmiş olan her tam yıl için prim hesabına esas olan ücretinin otuz günü tutarında kıdem tazminatı ödenecektir. Bir yıldan artan süreler için veya toplam prim ödeme süresi bir yılın altında kalanlar için de aynı oran üzerinden ödeme yapılacaktır.

Kıdem tazminatına esas alınacak ücret, işçinin çalıştığı ve adına prim yatırılan son takvim yılının ortalaması olacaktır. Prim ödenen toplam süre bir yılın altında ise, prim yatırılan ayların ortalaması esas alınacak olup ve aynı kıdem süresi için birden fazla kıdem tazminatı ödenemez olacaktır.

Kıdem tazminatının hesabında ve primlerin tahsilinde esas alınacak ücretlerin en az miktarı İş Kanunu’nu maddelerine göre belirlenen asgari ücret, üst sınırı ise Devlet Memurları Kanunu’na tabi en yüksek devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre ödenecek azami emeklilik ikramiyesi miktarıdır.

Kıdem Tazminatı İçin Talep Süresi Olacak mı?

Kıdem tazminatına hak kazanıldığı tarihten itibaren on yıl içinde Fon’a başvurarak kıdem tazminatının ödenmesini talep etmeyen işçi veya hak sahibinin hakkı ortadan kalkacaktır.

Fon, ancak kıdem tazminatına hak kazanıldığı tarihteki kıdem tazminatı miktarını ödemekle yükümlü olup, ayrıca faiz ödemeyecektir.

Kıdem Tazminatına Başvuru Nasıl Yapılacak?

Kıdem tazminatının ödenebilmesi için işçinin bağlı olduğu kurum veya sandık tarafından yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı veya toptan ödemeye hak kazandığını, ölümü halinde ise hak sahiplerinin kanuni mirasçılığını kanıtlayan belgeler ile başvurmaları şartı getirilecektir. Adına en az 10 yıl Fon’a prim ödenen işçi, kıdem tazminatı isteğini yazılı olarak Fon’a bildirecektir. Başvuru ile ilgili belgelerin Fon’a verilmesinden itibaren otuz gün içinde ödenmeyen kıdem tazminatına kanuni faiz yürütülebilir.

Kıdem Tazminatı Alındıktan Sonra Tekrar Çalışılırsa Ne Olacak?

Bu kanuna tabi Fon’dan kıdem tazminatı alındıktan sonra hizmet akdi yapılarak işe başlanılması halinde Fon ile ilişki yeniden ve kendiliğinden doğacaktır.

Yeniden işe başlanılması halinde daha önce kıdem tazminatı ödenen süreler dikkate alınmayacaktır.

Kıdem Tazminatına İlişkin Düzenleme Kimleri Etkileyecek?

Büyük bir kitle oluşturan 4857 sayılı İş Kanuna tabi çalışanlar, 5953 sayılı “Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun”a tabi çalışanlar, 854 sayılı “Deniz İş Kanunu” na tabi çalışanlar söz konusu düzenlemeden etkilenebilecektir.

Getirilmek İstenen Düzenleme Neler İçeriyor?

Getirilecek düzenlemeye ilişkin bir yasalaşma durumu olmadığı için ortada net bir durum olmamakla birlikte ilk olarak kıdem tazminatına ilişkin olarak bir fon oluşturulacaktır. Bu fona işsizlik sigortası fonunda olduğu gibi işveren tarafından, işçinin maaşının belli bir oranı kadar prim yatırılacaktır. Mevcut uygulamaya göre işçinin bir hak kaybı olmaması için ödenecek primin % 8,33 oranında olması gerekmektedir. Ancak hükümet tarafından işverenlerin üzerindeki kıdem tazminatına ilişkin yükün azaltılması amacıyla bu oranın altında bir rakam düşünülmektedir. Hesapta biriken paralar, finans piyasası düzenleyici kurumlarının denetim ve gözetimi altında para piyasalarında nemalandırılacaktır. İşçi, iş akdini fonda biriken kıdem tazminatını alabilecek şekilde sonlandırdığında (emekli olduğunda vb.) isterse fonda biriken kıdem tazminatını ve nemasını çekebilecektir.

Kıdem Tazminatı Fonunun İşçiler Açısından Değerlendirilmesi

Faydaları

  • Bazı işverenler tarafından kıdem tazminatı ödenmediği yahut geç ödendiği için; kıdem tazminatı, garanti altına alınmış olacak ve bu doğrultuda işçilerher hâlükârda kıdem tazminatına hak kazanacaklardır.
  • Özellikle fesih nedenine bağlı olarak işten ayrılmada veya belirli süreden az çalışılmış olması hallerinde kıdem tazminatı ödenmediğinden işçinin kaybı söz konusu olmaktadır. Böylelikle bu durumun önüne geçilecek ve ayrıca sık sık iş değiştirdiği için kıdemi yeterli olmayan işçiler açısından da tüm hizmet süreleri fon sisteminde dikkate alınacaktır.

Sakıncaları

  • Toplu para ödeme zorunluluğundan kurtulacak olan işverenlerin daha kolay ve yaygın fesih uygulamalarına gitmesi olasıdır.
  • Tasarıda işçinin fonda birikmiş kıdem tazminatını alabilmesi, sadece “emeklilik” ve “adına en az on yıl prim ödenmiş olması” şartına bağlanacaktır. Bu şartları taşımayan örneğin, dokuz yıllık kıdemi olan bir işçi “haklı sebeple sözleşmeyi fesih hakkını” kullanamayacaktır.
  • Fon’un işçiye güven verebilmesi için devlet güvencesi altında kurulması, yönetiminde işçi ve işveren kesimlerine yer verilmesi ve siyasal iktidarların fon kaynaklarına müdahale edilmemesine bağlıdır.
  • Primlerin toplanmasında bazı işverenlerin ödemeyi geciktirmesi veya hiç yapmaması ihtimali de endişe uyandırmaktadır.

    Halihazırdaki uygulamada servisler, işyerinde verilen yemekler, özel sigorta yardımları gibi para ve para ile ölçülebilen her türlü ödemeler kıdem tazminatında dikkate alınmakta olup, Fon sistemine geçildiğinde sadece işçinin brüt ücretine göre fona prim ödeneceğinden işçilerin kıdem tazminatına esas ücretleri düşecektir.

Kıdem Tazminatı Fonunun İşverenler Açısından Değerlendirilmesi

Faydaları

  • Kıdem tazminatı yükü zamana yayılacağından; bu yükün ani etkisi zayıflamış olacaktır.
  • Kıdem tazminatı vergi matrahından düşürülecektir.
  • Ekonomik kriz ve daralma dönemleri daha rahat aşılabilecektir.
  • Fon siteminde işçilerin kıdem tazminatı alabilmek işin verimini düşürme, işyerinde işleri aksatma gibi başvurulan yöntemlere ihtiyaç kalmayacaktır.

Sakıncaları

  • Fon sistemine geçilmesi halinde birikimlerin uzmanlar tarafından yönetilmemesi, şeffaf bir denetim mekanizmasının oluşturulmaması, tazminata hak kazananlara tazminatların zamanında verilememesi söz konusu olabilecektir.
  • Prim oranlarının artırılabilmesi ihtimali vardır.
  • Devletin fona müdahale ihtimali rahatsızlık vermektedir. Bu bağlamda birikimlerin politik amaçlarla kullanılması ve fon varlığının bütçe açıklarının finansmanında kullanılması endişesini gündeme gelmektedir.
  • Primlerin toplanmasında bazı işverenlerin ödemeyi yapmaması veya geciktirmesi ihtimali rahatsızlığa sebep olmaktadır.

TÜRK VATANDAŞLARININ AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE GAYRIMENKUL SATIN ALMA VEYA YATIRIM YOLUYLA OTURMA İZNİ ELDE ETMELERİ

18 Nisan 2017Nihan Geliş

Türk vatandaşlarının Avrupa Birliği ülkelerinde gayrımenkul satın alma veya yatırım yoluyla oturma izni elde etmelerine ilişkin kısa bilgilendirmeyi aşağıda bilgilerinize sunarız:

tasi-taragi-toplayip-yurtdisinda-yasamanin-yollari-1806346

İspanya: İspanya’dan 500.000.-Euro değerinde bir gayrımenkul satın alınması durumunda Golden Visa hem satın alan kişi hem eşi hem de 18 yaşından küçük çocukları için söz konusu olacaktır. İstenilen belgeler arasında İspanya’da çalışmadan yaşayabilecek kadar geliri olduğunu kanıtlayan belgeler, özel sağlık sigortası ve geçmişe ait bir suç kaydı olmadığına dair belgeler bulunmaktadır. Golden Visa bir senelik verilmektedir. Yatırımcı ve ailesi bu süreçte en az bir kere İspanya’ya giriş yapmalıdır. Vize süresi sona ermeden önce oturum izni için başvuruda bulunulması gerekmektedir. Bu yetki resmi olarak İspanya’da iki sene boyunca yaşamaya müsaade etmektedir. Bu iki yıllık süre bittikten sonra Golden Visa iki yıl daha uzatılabilir. 5 yıl sonunda yatırımcı ve ailesi, kalıcı olarak oturma izni alabilmek için her yıl İspanya’da 183 gün yaşamak zorundadır. Kalıcı oturma izninin alınmasından itibaren 10 yıl geçtikten sonra yatırımcı ve ailesi İspanya vatandaşlığına alınmak için başvuruda bulunabilir. Her halde bu başvuru için diğer yasal koşulların da yerine getirilmesi gerekecektir.

Malta: Malta’da yatırım yapmak isteyenlere önce oturum sonrasında da, 12 ay içinde hızlandırılmış Malta vatandaşlığı verilmektedir. Gerekli koşullar:
1. En az 18 yaşında ve sağlıklı olmak,
2. Sabıkalı olmamak,
3. Malta Pasaportu onaylanana kadar yıl boyunca 4 kez giriş çıkış yaparak en az 28 gün Malta’da yaşamak,
4. Değeri en az 350 bin Euro olan ve en az 5 yıl süreyle tutulacak bir gayrimenkul satın almış olmak veya 5 yıllık bir süre için yılda en az 16 bin Euro kirayla bir ev veya daire kiralamış olmak,
5. En az 650 bin Euro tutarında bir rakamı, Malta Ulusal Gelişim ve Sosyal Fonuna bağışta bulunmak,
6. En az 150 bin Euro tutarında bir rakamı, en az 5 yıl süreyle Malta devlet hazine bonosu yatırmak veya hisse piyasasında değerlendirmek; ve
7. Özel sağlık sigortası yaptırmış olmak,
Eşler, 18 yaşından küçük çocuklar, evli olmayan 18-26 yaş arası çocuklar ve 55 yaşından büyük olan ve maddi olarak aile reisine bağlı olan anne/babalar, ana başvurucu ile birlikte başvurabilir fakat, bu kişiler için ek bağış istenmektedir.

Portekiz: En az 500 bin Euro değerinde konut veya işyeri ya da her ikisinin karışımı şeklinde bir gayrimenkul alınması gerekir. Satın alınan konut 5 yıl süreyle elde tutulmalıdır, konutta yaşamak zorunlu değildir. İsteyenler yatırım yaptıkları konutları kiraya verip kira geliri elde edebilirler. Yıllık kira geliri, bölgeye ve yatırım yapılan binaya göre değişmekle birlikte yıllık ortalama yüzde 4 civarındadır. Yatırımcı Portekiz’de yaşamak zorunda değildir. Ancak, yılda ortalama 7 gün Portekiz’de bulunmak zorundadır. Öte yandan satın alınan gayrımenkulun en az 30 yıllık bir binada olması koşuluyla 350 bin Euro’luk yatırım; satın alınacak gayrimenkulün hem 30 yaşından büyük olması hem de binanın kırsal bir bölgede, düşük nüfus yoğunluğuna sahip bir yerleşim merkezinde olması durumunda ise 280 bin Euro’luk yatırım yeterli görülmektedir. Burada da geçerli olan Golden Visa ilk etapta 1 yıl süre ile geçerli olacaktır, ancak bu süre sonunda 2’şer yıllık periyodlarla toplam 5 yıla kadar uzatılabilir. 5. yılın sonunda yatırımcı ve ailesi, kalıcı oturuma hak kazanır. Kalıcı oturum alındıktan 1 yıl sonra, Portekiz Vatandaşlığına başvurulabilir. Portekiz vatandaşlığına başvuru için, orta düzeyin altında Portekizce bilmek diğer yasal koşulların da yerine getirilmesi gerekmektedir.

Yunanistan: Yunanistan’da da Golden Visa verilmektedir. (Çalışma izni verilmez.) 5 yıl süreli oturma izninin elde edilebilmesi için en az 250.000.-Euro değerinde bir gayrımenkulun satın alınması, bu gayrımenkulun oturum izni süresince elde tutulması ve yüz kızartıcı suçtan ceza almamış olmak gerekmektedir. Yatırımcı, satın aldığı konutu elinde tutması koşuluyla, her 5 yılda bir oturum iznini uzatma şansına sahip olmaktadır. Oturum iznini alan yatırımcının eşi, 21 yaşın altındaki çocukları, annesi, babası, kayınpederi ve kayınvalidesi de bu haktan yararlanabilmektedir. Vatandaşlık edinmek ancak 7 yıl sonra mümkün olup, ancak bunun için Yunanistan’da yılın en az 183 günü yaşamak gerekmektedir.

Belirtilen ülkelerde, yatırım yapılacak gayrımenkul bedelinin yanı sıra, konut alım satım vergisi, noter ve tapu kayıt masrafları, komisyon ücretinin tamamı ile avukatlık ücretleri de yatırımcı tarafından ödenmektedir. Bu giderlerin toplamı, gayrimenkul ya da yatırım değerinin %15 ile %20 arasında değişmektedir. “Golden Visa/Altın Vize” uzun süreli oturma izni başvurularında yatırımcılar, başvurusuna eşlerini ve 18 yaşından küçük çocuklarını da dahil edebilirler. 18 yaşından büyük çocuklar ise, ailelerine maddi anlamda bağlı olmaları ve yüksek eğitim alıyor olmaları koşuluyla aileleriyle birlikte başvurabilirler. Bu halde, her bir aile bireyi için başvuru ücreti ödenmesi gerekmektedir.

En önemli masraf kalemi, alım satım vergisi olup, ülkelere göre ortalama %5 ile %10 arasında değişmektedir. Bunun yanı sıra %2 ila %5 arasında değişen noter masrafları ile %3 ila %7 arasında gayrımenkul danışmanlığı komisyonu da dikkate alınmalıdır. Anılan ülkelerde birlikte çalıştığımız meslektaşlarımız ile birlikte Danışmanlık Ücretimiz gayrimenkul ya da yatırım değerine bağlı olarak, %3 ila %10 arasında değişmektedir.

Ayrıca, başvuru öncesinde, ilgili ülke yetkilileri ile iletişimin sağlanması ve Türkiye’den talep edilen belgelerin tercümesi, uluslararası anlaşmalara göre T.C. yetkili makamları tarafından tasdiki ve noter tasdiki, ilgili ülkede tapu devrinin gerçekleştirilmesi gibi işlemlerinin yürütülmesi için her aile bireyi için Net 1.000.-Euro.- talep etmekteyiz. (Başvuru öncesi, güncel yüzde oranları ve ücretler tarafınızla paylaşılacaktır.) Ücretlere KDV ve Stopaj ile masraflar, harçlar ve diğer her türlü gider dahil değildir.

Diğer AB Ülkeleri ile diğer ülkelere ilişkin uzun süreli oturma izni ve vatandaşlık başvuruları hakkında daha detaylı bilgi için her zaman tarafımızla iletişime geçebilirsiniz.

ZORUNLU BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİ

27 Aralık 2016Nihan Geliş

Bireysel Emeklilik Sistemine Otomatik Katılım Nedir?

Bireysel Emeklilik Sistemine Otomatik Katılım İle İlgili 2016/26 Sayılı Başbakanlık Genelgesi 26.11.2016 tarih ve 29900 sayılı Resmî Gazete ile yayımlanmıştır. İşbu genelgenin amacı; işverenlerin gerekli önlemleri alarak bu konuda hazırlamalarına teşvik edilmeleridir.

Bireysel Emeklik Sistemi’ndeki katılımcı sayısını artırmayı hedefleyen genelge, tasarruf olgusunun tüm kitleleri kapsamasına ve tabana yayılmasına yönelik bir uygulamadır. Otomatik Katılım’ın uygulanmasıyla kişilere emeklilik döneminde ikinci bir gelir imkânı ortaya çıkacağı gibi, tasarruf açığı azaltılırken ekonomiye de uzun vadeli kaynak sağlayarak dalgalanmaların önlenmesine önemli katkılarda bulunulacağı düşünülmektedir.

Bireysel Emeklilik Sistemine Otomatik KZorunlu Bireysel Emeklilikatılım Hangi Tarih İtibari İle Başlayacak?

Otomatik Katılım, 45 yaş altında olan, kamu ve özel sektörde çalışan ya da çalışmaya başlayacak olan kişilerin otomatik olarak Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) dahil edilmesidir. İşyeri bazlı özel emeklilik planlarına yönelik bir uygulama olarak dikkat çeken otomatik katılım, 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’nda değişiklik yapan 6740 sayılı Kanun ile 25.08.2016 tarih ve 29812 sayılı Resmî Gazete ile yayımlanmış olup, 01.01.2017 tarihinde yürürlüğe girecek bir uygulamadır.

Bireysel Emeklilik Sistemine Otomatik Katılım Kimler Tarafından Yapılabilir?

Otomatik katılım sistemine,

  • Türk vatandaşı yahut 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28’nci maddesi kapsamında, 45 yaşını doldurmamış çalışanlar,
(MADDE 28 – (1) Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve kendileri ile birlikte işlem gören çocukları; millî güvenliğe ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü, seçme ve seçilme, kamu görevlerine girme ve muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları dışında, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler.)
  • 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre, çalışanlar dahil olacaktır.
(MADDE 4- Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;
  1. a) Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar,
  2. b) Köy ve mahalle muhtarları, hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise;
1) Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar,
2) Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr sicili ile birlikte kanunla kurulan meslek odalarına usûlüne uygun olarak kayıtlı olanlar,
3) Anonim şirketlerin kurucu ortakları ve/veya yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları,
4) Tarımsal faaliyette bulunanlar,
  1. c) Kamu idarelerinde;
1) (a) bendine tâbi olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak çalışıp, ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar,
2) (a) ve (b) bentlerine tâbi olmayanlardan, sözleşmeli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 86 ncı maddesi uyarınca açıktan vekil atananlar)

 Bireysel Emeklilik Sistemine Otomatik Katılım ne zaman başlamaktadır ?

Kapsama alınacak işyerleri Bakanlar Kurulu Kararı’nca belirlenecektir.Otomatik katılımda kademeli geçişi öngören Bakanlar Kurulu kararı imzaya açılmış olup, 1000 ve üzeri çalışanı bulunan işletmeler 01.01.2017’de, 250-1000 çalışanı bulunan işletmeler  1.04 2017’de, 100-249 çalışanı bulunan işletmelerin ise, 01.09.2017 tarihinden itibaren sisteme dahil edilecektir. 10-49 çalışanı olanlar işletmelerin ise, 01.092018’den itibaren, 5-9 çalışanı olanların da 01.01.2019’dan itibaren sisteme dahil edilmesi öngörülmektedir.

Bireysel Emeklilik Sistemine Otomatik Katılımda İşverenin Yükümlülükleri Nelerdir?

Yetkili Yöneticilerin Seçimi: Öncelikle merkez ve/veya taşra birimleri adına emeklilik sözleşmesi imzalanmasına ilişkin olarak yetkili yöneticilerin belirlenmesi gerekmektedir.

Emeklilik Şirketinin Seçimi: 6740 sayılı Kanun’u uyarınca, Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek işverenler, çalışanları adına, en az bir emeklilik şirketi ile sözleşme kurmuş olmakla yükümlüdür. Kamu/özel ayrımı yapılmaksızın herhangi bir işveren, sektörde yer alan kamu/özel bütün emeklilik şirketleri ile otomatik katılım sistemi için anlaşma yapabilecektir.

Fonların Seçimi: İşveren, çalışanın sisteme girişi esnasında emeklilik planı sunarak çalışandan faizli ya da  faizsiz fon tercihi yapmasını ister, tercihte bulunmayan çalışanlar için ise söz konusu tercihi işveren kendisi yapar.

İşveren, katkı payını çalışanın ücretinden keserek emeklilik şirketine aktarmakla yükümlüdür. Maaş ödemelerini Maliye Bakanlığı’nca işletilen Kamu Harcama ve Muhasebe Bilişim Sistemi kullanarak yapan Kamu Kurumları da aynı sistemi kullanarak katkı payı ödemelerini yapabilecektir.

Bireysel Emeklilik Sistemine Otomatik Katılımda İşverene Karşı Hangi Yaptırımlar Uygulanır?

  • İşverenin Otomatik Katılım Sistemi kapsamındaki yükümlülüklerine uymaması halinde, her bir ihlal için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yüz Türk Lirası idari para cezası uygulanacaktır.
  • İşveren tarafından ilgili katkı payı emeklilik şirketine eksik ve/veya geç aktarılır veya hiç aktarılmaz ise, işveren çalışanın birikiminde oluşan para kaybından sorumlu olacaktır.

Bireysel Emeklilik Sistemine Otomatik Katılımda Devlet Katkısı Nasıl Olur?

Çalışanlara devlet;

  • Katkı payının %25’i oranında devlet katkısı sağlar.
  • 2 aylık cayma süresinin sonunda sistemde kalmayı tercih etmeleri halinde 1000 TL ilave devlet katkısı sağlanır.
  • Emeklilik hakkının kullanılması durumunda, bireysel emeklilik hesabında bulunan birikimini en az on yıl süreli bir yıllık gelir sigortası sözleşmesi kapsamında almayı tercih eden çalışana, birikiminin %5’i karşılığı ek devlet katkısı sağlanacaktır.

 

 

YABANCILARIN TÜRKİYE’DE ÇALIŞTIRILMASI VE ÇALIŞMA İZİNLERİNE İLİŞKİN YÜRÜRLÜĞE GİREN YENİ ULUSLARARASI İŞGÜCÜ KANUNU

28 Eylül 2016Nihan Geliş

Yabancıların çalışma izinlerine ilişkin 13.08.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu’nun 27. Maddesinin 7. Bendi ile 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

ŞİRKET ORTAKLARI VE YÖNETİCİLERİ

6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu’nun 10. Maddesi 5. Bendi uyarınca;

–    Limited şirketlerin şirket ortağı olan müdürü,

–    Anonim şirketlerin şirket ortağı olan yönetim kurulu üyesi

yabancıların çalışma izni almalarının zorunlu olduğu fakat, anılan Yasa’nın 13. maddesinin 7. Bendi uyarınca ise,

  • Anonim şirketlerin Türkiye’de ikamet etmeyen yönetim kurulu üyesi,
  • Limited şirketlerin yönetici sıfatı olmayan ortakları

olan yabancıların ise çalışma izninden muaf olduğu açıkça düzenlenmiştir.

Böylelikle, anonim şirketlerin yabancı yönetim kurulu üyelerinin şirket ortağı olmamaları ve Türkiye’de ikamet etmemeleri halinde ve limited şirketlerin yönetici sıfatı olmayan yabancı ortaklarının çalışma izninden muaf oldukları açıklığa kavuşturulmuştur.

Çalışma izni muafiyeti bulunan yabancıların da, çalışma izni muafiyet belgesi alması gerekmektedir.

Diğer yandan, ortak olup olmamasına bakılmaksızın yönetici sıfatı olan limited şirket müdürünün çalışma izni alması gerekmektedir.

Ülkeler arası Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları ile vergi muafiyeti getirildiği gibi Türkiye’de gerçekleştirdiği faaliyetleri yüz seksen gün içinde doksan günü geçmeyen sınır ötesi hizmet sunucularının da çalışma izninden muaf olduğu anılan madde ile açıkça düzenlenmiştir.

Çalışma izni bir yıl süre ile verilmekte ve aynı işverene bağlı çalışmak kaydıyla iki ve üç yıl sürelerle uzatılmaktadır. Aynı işveren aynında çalışmış olup olmasına bakılmaksızın kesintisiz sekiz yıl çalışma izni süresini tamamlayan yabancılar süresiz çalışma iznine başvuru hakkı kazanırlar.

TURKUAZ KART

Anılan Yasa’nın 11. Maddesi ile, nitelikli işgücünün kazandırılması için süresiz çalışma izni sağlayan “turkuaz kart” uygulaması düzenlenmiştir. “Uluslararası işgücü politikası doğrultusunda; eğitim düzeyi, mesleki deneyimi, bilim ve teknolojiye katkısı, Türkiye’deki faaliyetinin veya yatırımının ülke ekonomisine ve istihdama etkisi ile Uluslararası İşgücü Politikası Danışma Kurulu önerileri ve Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre başvurusu uygun görülen yabancılara Turkuaz Kart verilir.” Şeklindeki düzenleme ile, başvuru sonrası ilk üç yıllık geçiş süresi sonunda yapılan değerlendirmede olumlu bulunan nitelikli yabancılar, Turkuaz Kart sahibi süresiz çalışma izninin sağladığı tüm haklardan yararlanma hakkı elde etmiş olur.

SERBEST BÖLGELER

Serbest Bölgelerde çalışacak yabancıların öncelikle Ekonomi Bakanlığı’ndan uygunluk görüşü alması gerekmektedir.

MÜHENDİS, MİMAR VE ÖĞRENCİLER

Anılan Yasa’nın 20. Maddesi uyarınca,

Diplomasının Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından tanınmış olması kaydıyla Yabancı Mühendis ve Mimarlar proje bazlı geçici çalışma iznine başvurma hakkı sağlanmıştır. Mühendis ve Mimarların çalışma izni başvurularında, Mühendis ve Mimarlar Odalar Birliği’nin görüşünün alınması gereklidir.

Türkiye’de herhangi bir Yüksek Öğretim Kurumuna bağlı olarak Türkiye’de ikamet eden yabancı öğrencilerin de çalışma izni alarak çalışabilecekleri Yeni Kanun’un 19. Maddesi ile düzenlenmiştir.

6735 sayılı Kanun’un ile ikamet izni olmayanların da Türkiye’den çalışma izni başvurusu yapılabileceği ve sonuçlandırılabileceği düzenlenmiştir. Bu doğrultuda, ikamet izni olmaksızın yapılan çalışma izni başvuru süreçleri 4817 sayılı Kanun’a göre çok daha kolay hale getirilmiştir.

Her halde, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği’nin 13 üncü maddesi uyarınca belirlenen beş Türk vatandaşı çalıştırma zorunluluğu gibi, 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu çerçevesinde çalışma izinlerine ilişkin değerlendirme kriterleri de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yeniden belirlenerek ilan edilecektir.

TAŞERON İŞÇİ ÇALIŞTIRMA

11 Ağustos 2016Nihan Geliş

İlk olarak 1936 yılında yürürlüğe giren İş Kanunu’nda yer verilen ve günümüzde de oldukça sık karşılaşılmakta ve sıkça başvurulmakta olan, gündelik dilde “taşeron” veya “müteahhit” olarak da adlandırılan müessese günümüzde “Alt İşveren” tanımlamasıyla devam etmektedir.

Asıl İşveren – Alt İşveren iş ilişkisine başvurulmasında Asıl İşveren’in amacı; işçi maliyetini düşürmenin yanı sıra; 4857 sayılı İş Kanunu’nda düzenlenen ve işçiye haksız veya geçersiz fesih halinde işe iadesini talep etme hakkı doğuran iş güvencesi hükümlerinin otuzdan daha az işçi çalıştıran iş yerlerini kapsamaması gibi, elli veya daha fazla işçi çalıştıran işyerleri için öngörülen özürlü, eski hükümlü veya terör mağduru çalıştırma zorunluluğu gibi yükümlülüklerin, işin belirli bir kısmının “taşerona”, verilmesi suretiyle bertaraf edilmesidir.

Taşeronluk müessesesinde Asıl İşveren’in sorumluluğu ise yeterli olmamakla birlikte ilk olarak düzenlendiği 1936 yılında yürürlüğe giren 3008 sayılı İş Kanunu’na göre günümüzde yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanunu’nda gittikçe daraltılmıştır.

Bu bağlamda, anılan Kanun’da Asıl İşveren – Alt İşveren ilişkisi, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye Asıl İşveren-Alt İşveren ilişkisi denir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Dolayısıyla, Asıl İşveren Asıl İşveren’in hangi işlerde Alt İşveren-Taşeron’u görevlendirilebileceğini yine bu tanımdan çıkarmak mümkündür. Şöyle ki, Yardımcı İşler ile Asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler kapsamında Asıl İşveren’in Alt İşveren-Taşeron ilişkisi kurması mümkün kılınmıştır.  Bir başka deyişle, belirtilen iki durum haricinde Asıl İşveren – Alt İşveren ilişkisinin kurulması kanuna uygun değildir.

Örneğin, asıl işin yardımcı işleri olarak kabul edilmekte olan güvenlik, temizlik, taşıma gibi işlerde Alt İşveren-Taşeron ilişkisi kurulması kanuna uygun kabul edilirken, imalat sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin imalatta görevlendireceği işçiler için Alt İşveren-Taşeron Alt İşveren ilişkisi kurulması kanuna aykırı kabul edilmektedir; meğer ki söz konusu iş teknolojik uzmanlık gerektiren nitelikte bir iş olsun.

Ayrıca,

  • Asıl İşveren işçilerinin Alt İşveren tarafından çalıştırılmak suretiyle yasal haklarının kısıtlanmakta olduğunun anlaşılması veya yasal yükümlülüklerden kaçınılması amacının anlaşılması,
  • Alt İşveren işçisinin daha önce Asıl İşveren tarafından istihdam edilmiş işçi olduğunun tespiti,
  • Uzmanlık gerektirdiği gerekçesi ile Alt İşveren ilişkisi kurulan işlerin aslında uzmanlık gerektirmediğinin anlaşılması,

gibi tarafların gerçek iradelerini gizlemeye yönelik kurulan Alt İşveren-Taşeron Alt İşveren ilişkisi asıl amacın gizlenmesi amacıyla yapıldığından muvazaalı daha yalın bir ifadeyle hileli olarak kabul edilmektedir.

Peki hileli bir Alt İşveren ilişkisinde hukuken kim sorumlu olacaktır?

Esas olarak, Asıl İşveren – Alt İşveren ilişkisinde sorumluluk müteselsil bir sorumluluk olup, Asıl İşveren ve Alt İşveren işçiye karşı olan her türlü borcun tamamından tek tek ve fakat aynı derecede sorumludur. İşçi ise, kendi takdirine bağlı olarak, kendisini çalıştıran Alt İşveren’e ve yahut da doğrudan Asıl İşveren’e başvurabilmektedir.

Burada altını çizmek isteriz ki, Asıl İşveren ile Alt İşveren arasında kurulan ilişkinin muvazaalı, hileli olduğunun tespit edilebilir olması halinde; Asıl İşveren ile Alt İşveren’in birlikte sorumluluğu ortadan kalkmaktadır. Bir başka ifade ile Asıl İşveren Alt İşveren arasında kurulan ilişki yok hükmünde kabul edilmektedir. Dolayısıyla da,  Asıl İşveren işletmesinde çalışmakta olan Alt İşveren işçileri de başlangıçtan itibaren salt Asıl İşveren işçileriymiş gibi Asıl İşveren işçileri ile aynı haklara sahip olacaklardır. İşe iade davası, ücret, prim, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, iş kazası tazminatı, sigorta primlerinin ödenmesi gibi tüm işçi alacak ve haklarından sorumluluk ise münhasıran Asıl İşveren yükümlülüğünde olmakta, Asıl İşveren’in Alt İşveren’e rücu hakkı da ortadan kalkmaktadır.

Bu gibi bir durumun ortaya çıkmasından dolayı geriye dönük ortaya çıkan her türlü adli ve idari para cezasından da şüphesiz tek başına Asıl İşveren sorumlu olacaktır.

Şöyle ki, hileli olarak kurulan Asıl İşveren Alt İşveren ilişkisinde Alt İşveren’e karşı açılan tüm davalar için ilgili Mahkeme davanın Asıl İşveren’e yöneltilmesi için süre vermekte, Alt İşveren’e karşı açılan davaları da taraf olarak kabul edilmediklerinden reddetmektedir.

Ayrıca, toplum arasında torba yasa olarak bilinen 11.09.2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “İŞ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İLE BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA DAİR KANUN” kapsamında da “Asıl İşveren, Alt İşveren tarafından çalıştırılan işçilerin hak kazandıkları yıllık ücretli izin sürelerini ve sair hususları denetleme ve kontrol etme, eksiklikleri giderme gibi yükümlülükler getirilmiştir.

Sonuç olarak açıklanan nedenler göz önüne alındığında, bir işin yapılmasının bir diğer işverene bırakıldığı her durumda kanuna uygun bir Asıl İşveren – Alt İşverenlik ilişkisinin bulunduğu kabul edilmemektedir.

Bu nedenle, önerimiz ileriye dönük olarak olası bir denetimde ortaya çıkabilecek yüksek meblağlı idari ve adli para cezaları riskini ortadan kaldırmak için Asıl İşverenler tarafından işçi kadrolarının tekrar gözden geçirilmesi ve yalnızca hukuken belirlenen kriterlerinin mevcut olduğu durumlarda Alt İşveren-Taşeron işçisi istihdamına başvurmaları aksi halde, mevcut Alt İşveren kadrolarının da kendi mevcut kadrolarına dahil edilmesidir.

KAMULAŞTIRMA VE KAMULAŞTIRMA BEDELİ

24 Haziran 2016Nihan Geliş

Son günlerde “Kentsel Dönüşüm Projesi”; “Üçüncü Havaalanı” ve “3. Köprü” çalışmalarının hız kazanması ile sürekli karşımıza çıktığı gibi; İdarenin kamu hizmetlerinin düzenli, sürekli ve olması gerektiği gibi yürütülebilmesi adına bazı durumlarda mülkiyeti kendisine ait olmayan taşınır, taşınmaz mallara ihtiyaç duyduğunu görmekteyiz. Bu bakımdan İdarenin kimi zaman satın alma, kamulaştırma, devletleştirme, istimval gibi yollarla kamu hizmetlerinin sağlıklı yürütülebilmesi adına mal edinme usullerine başvurması gerekmektedir. Biz bu makalemizde İdarenin Mal edinme usullerinden ““KAMULAŞTIRMA”” yönteminin üzerinde duracağız.

“KAMULAŞTIRMA”; devlet ve kamu tüzel kişilerinin kamu yararının gerektirdiği durumlarda, karşılıkları peşin ödenmek koşuluyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallarının tümünün ya da bir bölümünün kanunla gösterilen esas ve yöntemlere göre İdare tarafından kazanılmasıdır.[1] “KAMULAŞTIRMA” müessesesi ile özel mülkiyette bulunan bir taşınmaz kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla İdare’nin mülkiyetine geçer.

İdare bu taşınmazları kimi zaman maliklerinin rızaları ile elde edebilse de çoğu zaman taşınmaz sahibi özel kişilerin mallarını satmak istemedikleri görülmektedir. İşte İdare bu tip durumlarda elinde bulundurduğu icrai yetkiye dayanarak kamu hizmeti açısından gereksinim duyduğu taşınmaz malların mülkiyetini zorla ele geçirebilmektedir.

2942 Sayılı “KAMULAŞTIRMA” Kanunu’na göre “KAMULAŞTIRMA” için kamu yararı olmalıdır, ayrıca kanunda düzenlenen şekilde bedel ödenmesi gereklidir, son olarak da “KAMULAŞTIRMA”nın kanunda belirtilen usule uygun olarak yapılması gerekmektedir.

“KAMULAŞTIRMA” ile taşınmazın tamamının mülkiyeti kazanılabileceği gibi bir kısmının da mülkiyeti kazanılabilir hatta mülkiyet yerine salt mülkiyete benzer ayni hakların elde edilmesi dahi yeterli olabilmektedir. Söz gelimi özel kişiye ait bir taşınmaz üzerinden sadece bir boru hattının geçmesi gerekiyorsa bu durumda taşınmaz üzerinde İdare lehine irtifak hakkı kurmak yeterli olacaktır.

 KAMULAŞTIRMA USULÜ

“KAMULAŞTIRMA”ya karar veren İdare, ilk olarak ödeneği belirlemekte ve genellikle Belediye Encümeni tarafından da kamu yararı bulunduğu gerekçesi ile “KAMULAŞTIRMA” kararı alınır.

 Satın Alma Yöntemi:

“KAMULAŞTIRMA” bedelinin daha çabuk tespit edilebilmesi, taşınmaz malın maliki ile bir an önce anlaşma sağlanıp “KAMULAŞTIRMA” işleminin sonuçlandırılması için 4650 sayılı kanun ile satın alma usulü getirilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu usul sadece tapulu taşınmazlarda uygulanmakta ise de; Yargıtay uygulamalarında, tapusuz taşınmazlarda bu madde uygulanmaksızın İdare’nin doğrudan dava açılabileceği kabul edilmektedir.

Satın alma yönteminin uygulanabilmesi için İdare’lerin kendi bünyelerinde “Kıymet Takdir Komisyonu” ve “Uzlaşma Komisyonu” oluşturmaları gerekmektedir. Bu komisyonlar kamulaştırılacak taşınmazın tahmini bedelini belirtmeden önce taşınmazın satın alınmak ya da trampa yoluyla devralınmak istendiğini taşınmaz malikine bildirirler. Taşınmaz maliki 15 (onbeş) gün içinde bu öneriyi kabul ederse Uzlaşma Komisyonu, Takdir Komisyonu’nun belirlediği bedeli aşmamak koşuluyla malikle pazarlık yapar.

Bu pazarlık sonucunda malikle anlaşma sağlanırsa bu durum bir tutanakla saptanır. Ve taşınmazın maliki tapuda ferağ verirse, kendisine bunun karşılığında bir bedel ödenecektir. Buna “KAMULAŞTIRMA BEDELİ” denir.

Uzlaşma Komisyonu’nun malikle anlaşamaması durumunda, İdare, bedelin Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tayin edilecek Bilirkişi Heyeti tarafından rayicine uygun olarak saptanması ve bu bedelin peşin ya da taksitle (2942 Sayılı Kanunu’nun 3/2 maddesindeki haller) ödenmesi karşılığında kendisi adına tesciline karar verilmesi için taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurur.

“KAMULAŞTIRMA BEDELİ” nin Mahkemece Tespiti ve Taşınmaz Malın İdare Adına Tescili

Kendisine başvurulan Asliye Hukuk Mahkemesi başvuru tarihinden itibaren en geç 30 (otuz) gün sonrası için duruşma günü belirler ve Taşınmaz Sahibi malike durumu Dava dilekçesi ve “KAMULAŞTIRMA” belgelerini de içeren açıklamalı davetiye ile bildirir. Her ne kadar dava dilekçesi ve “KAMULAŞTIRMA” belgelerinin “malik”e tebliği yeterli gözükse de kanaatimizce taşınmazla ilgisi olan diğer şahıslara da (ipotek alacaklısı, haciz alacaklısı gibi) tebliğ edilmesinde fayda vardır. Çünkü tespit edilen bedelin miktarında bu hak sahiplerinin de menfaati bulunmaktadır.

Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapılacak ilk duruşmada, hâkim, “KAMULAŞTIRMA BEDELİ” konusunda İdare ve Malik’i tekrardan anlaşmaya davet eder. Anlaşma sağlanamazsa hâkim en geç 10 (on) gün içinde keşif ve 30 (otuz) gün içinde yeni bir duruşma gününe karar verir. Yapılacak olan keşifte Bilirkişiler ve tüm ilgililerin huzurda bulunması gereklidir. Duruşmada ise yine bilirkişiler hazır bulunur. Bilirkişilerin sunduğu raporlara karşı taraflar itiraz edebilir ve yine duruşma sırasında bilirkişiler bu itirazlara karşı beyanlarını öne sürerler. Bu süreç sonrasında tarafların anlaşması ihtimalinde veya taraflar yine anlaşamamışsa taraf ve bilirkişi rapor ve beyanları ışığında hâkim adil ve hakkaniyete uygun bir “KAMULAŞTIRMA” bedeli tespit eder. Bu bakımdan hâkim aynı yöreden aynı niteliklere sahip diğer taşınmazlar için hangi bedelin belirlendiğini de göz önüne alacaktır.

Bu bağlamda belirtmek isteriz ki, çoğu kez dava sonucu belirlenen “KAMULAŞTIRMA BEDELİ”nin tespiti açısından rayiç ve emsal bedel araştırılması yapıldığından bedel, Kıymet Takdir Komisyonu tarafından söz konusu dava öncesinde tespit edilen bedelin çok daha üzerinde tespit edilmektedir.

Tespit edilen “KAMULAŞTIRMA” bedelinin hak sahibi adına yatırılmak üzere, eğer hak sahibinin kimliği tespit edilememişse de ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibraz edilmesi için İdare’ye 15 gün süre verilir. Hâkim tespit edilen bedelin bankaya bloke edilmesi için en fazla iki kez süre verebilir.

İdare tarafından “KAMULAŞTIRMA” bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına ilişkin makbuzun Mahkeme’ye verilmesi durumunda Mahkeme “taşınmaz malın İdare adına tesciline” ve ““KAMULAŞTIRMA” bedelinin hak sahibine ödenmesine” karar verir.

 

 

Kaynaklar

1- Prof. Dr. Aydın Gülan – 2009/2010 İdare Hukuku ders notları

2- Yargıtay 18. Hukuk Daire üyesi Hüseyin Güngör Babacan  “http://www.yargitay.gov.tr/abproje/belge/sunum/conf5/HGBabacan_Kamulastirma_AdliYargi.pdf “

3- Prof. Dr. Tayfun Akgüner-Prof Dr. Hasan Erman’ın bir makalesi     “http://www.yargitay.gov.tr/abproje/belge/sunum/conf5/HGBabacan_Kamulastirma_AdliYargi.pdf “

 

[1] İsmet Giritli-Pertev Bilgen-Tayfun Akgüner,”İdare Hukuku”,İstanbul,2001,s.674.

YEMEK SEPETİ HAKKINDA YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMAYA İLİŞKİN REKABET KURULU KARARI

15 Haziran 2016Nihan Geliş

“Yemek Sepeti Elektronik İletişim Tanıtım Pazarlama Gıda San. ve Tic. A.Ş. Hakkında Yürütülen Soruşturmaya İlişkin Nihai Kararın 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 49. Maddesi Uyarınca Açıklanması

Yemek Sepeti Elektronik İletişim Tanıtım Pazarlama Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin 4054 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddelerini ihlal edip etmediğinin tespitine yönelik olarak yürütülen soruşturma sonucunda, toplanan tüm bilgi ve belgeler ile Soruşturma Raporu, yazılı savunmalar ve sözlü savunma toplantısında yapılan açıklamalar değerlendirilerek, 09.06.2016 tarihinde yapılan Rekabet Kurulu toplantısında 16-20/347-156 sayı ile aşağıdaki nihai karar alınmıştır:

1. Yemeksepeti Elektronik İletişim Tanıtım Pazarlama Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin (Yemek Sepeti) online yemek siparişi-servisi platform hizmetleri pazarında hakim durumda olduğuna OYBİRLİĞİ ile,

2. Yemek Sepeti’nin, “En Çok Kayrılan Müşteri Şartı” (MFC) uygulamaları ile rakip platformlarda daha iyi/farklı koşullar (fiyat, indirim, promosyon, menü içeriği, ödeme şekli, gönderim bölgesi ve limiti gibi) sunulmasını önlemesinin ilgili pazarda dışlayıcı etkiler doğurduğu, bu nedenle anılan teşebbüsün söz konusu uygulamalarının 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesi kapsamında kötüye kullanma teşkil ettiğine OYBİRLİĞİ ile,

3. 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, ikinci fıkrası hükümleri uyarınca 2015 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi geliri üzerinden, Yemeksepeti Elektronik İletişim Tanıtım Pazarlama Gıda San. ve Tic. A.Ş.’ye 427.977,70 TL. idari para cezası verilmesine OYBİRLİĞİ ile,

4. Yemek Sepeti’nin, indirimlerin maliyetine kimin katlandığından bağımsız olarak rakip platformlarda daha iyi/farklı koşullar sunulmasını engelleyen her türlü MFC uygulamasına son vermesi gerektiğine, ayrıca restoranların diğer online yemek siparişi-servisi platformlarında daha iyi/farklı koşullar sunabileceği ve bu koşulları Yemek Sepeti’ne yansıtmak zorunda olmadığı açıkça ifade edilerek Yemek Sepeti’nin restoranlarla olan sözleşmelerini yeniden düzenlemesine ve bunun gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 120 gün içinde Kurumumuza tevsik edilmesine OYBİRLİĞİ ile,

5. Yemek Sepeti’nin rakip platformların tanıtımlarını engellediği, rakip platformlarla çalışmamaları karşılığında restoranlara promosyon sağladığı, ayrıca Joker uygulamasının 4054 sayılı Kanun’a aykırı olduğuna ilişkin iddiaların reddine OYBİRLİĞİ ile,

Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.”

İŞÇİ İLE İŞVEREN İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN TAZMİNAT DAVASI

8 Haziran 2016Nihan Geliş

“İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan Tazminat” davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, davacı işçinin görevlerini yapmamakta ısrar etmesi, mazeretsiz olarak işine gelmediği gibi, üç kere temizlik görevlerini yerine getirmemesi ve aynı dönem içerisinde iki defa üretim hatası yaparak davalıyı zarara uğratması ile üretim hatasının sayısı ve diğer disiplinsiz hareketleri birlikte değerlendirildiğinde, işvereninin güvenini sarstığı konusunda mahkemede tam bir vicdani kanaat oluşması nedeniyle Denizli 2. İş Mahkemesi tarafından 16.06.2015 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.

“Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacının 2009 yılından bu yana davalı işyerinde özverili olarak çalıştığını, buna rağmen kendisine tebliğ edilen ihtarname ile iş akdinin 07/06/2013 tarihi itibari ile tazminatsız ve bildirimsiz olarak İş Kanununun 25/ll-h ve ı maddeleri gereğince feshedildiğini öğrendiğini, bu iddiaların tamamen asılsız olduğunu, davacının Türk Metal Sendikası’na üye olduğunu, tazminatların TİS e göre hesaplanması gerektiğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 3000,00 TL kıdem tazminatı ve 1000,00 TL ihbar tazminatının faizleri ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davacı vekili duruşmada dilekçesini tekrar ederken,  Davalı İşveren vekili cevap dilekçesi ve duruşmadaki anlatımlarında; davacının imalat ve ihracat alanında faaliyet gösteren müvekkili şirketin Denizli fabrikası bünyesinde 18/08/2009 tarihli iş sözleşmesi ile çalışmaya başladığını, davacının iş akdinin toplu iş sözleşmesi ve 4857 SY gereğince amirinin talimatlarını ısrarla yerine getirmemesi ve dolayısı ile kusuru ve ihmali neticesinde sebebiyet verdiği art ardına gerçekleşen üretim hataları nedeniyle feshedildiğini, davacıya mazeret beyan etmeden mesaiye gelmemesi nedeniyle uyarı cezası verildiğini, son olarak davacının 31/05/2013 ve 01/06/2013 tarihlerinde ihmali nedeniyle müvekkilini zarara uğratması dolayısı ile işyeri bünyesinde kurulan hasar tespit komisyonu tarafından savunmasının alındığını ve davacının 30 günlük ücretini aşan tutarda zararı ödemeyeceğini bildirdiğini, bu nedenle işten çıkartıldığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

Yargılama sırasında, İşyeri özlük dosyası, SGK sicil dosyası getirtilmiş, davacı hakkında tutulan tutanaklar incelenmiş, tanıklar dinlenmiş, bilirkişiden rapor ve ek rapor alınmıştır.

Yapılan yargılamaya, davacı vekilinin iddiasına, davalı vekilinin beyanlarına, SGK sicil dosyasına, işyeri özlük dosyasına, tanıkların anlatımlarına, tutanaklara, bilirkişi rapor ve ek raporuna ve oluşan vicdani kanıya göre; davacının davalıya ait işyerinde 18/08/2009 tarihinde çalışmaya başladığı, operatör yardımcısı olduğu, 07/06/2013 tarihinde iş akdinin feshedildiği, davacı vekilinin feshin haksız olduğundan bahisle bu davayı açtığı, davacı hakkında 26/05/2013 tarihinde mesaiye mazeretsiz gelmemesi nedeniyle uyarı cezası verildiği, davacının savunmasında mazeretsiz gelmediğini kabul ettiği, kısa bir süre sonra 30/05/2013 tarihinde bu kez davacıdan üç kere görev ve sorumluluk alanındaki temizlik görevini yerine getirmemesi nedeniyle savunmasının istendiği, davacının savunmasında ihmalini kabul ettiği, 31/05/2013 ve 01/06/2013 tarihlerinde ise hasar tespit komisyonu tarafından da tespit edildiği üzere davacının hatalı üretime neden olarak davalıyı zarara uğrattığı, bu olaylara ilişkin savunma vermekten imtina ettiği, 4857 SY ve yürürlükte bulunan TİS’in 36/28 bendi gereğince iş akdinin feshedildiği, fesih bildiriminin noter ihtarnamesi ile tebliğ edildiği, feshe gerekçe olarak 4857 SY nın 25/ll-h ve ı maddelerinde tarif edilen görevlerini yapmamakta ısrar etmesi ve işverene zarar vermesi olaylarının gösterildiği, davacının mazeretsiz olarak işine gelmediği gibi üç kere temizlik görevlerini yerine getirmediği ve bu olayları ikrar ettiği, aynı dönem içerisinde iki defa üretim hatası yaparak davalıyı zarara uğrattığı, üretim hatasının sayısı ve diğer disiplinsiz hareketleri birlikte değerlendirildiğinde davacının işvereninin güvenini sarstığı konusunda mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluştuğu, davalının feshi sadece zarara uğradığı iddiası ile gerçekleştirmemesi nedeniyle zarar miktarı konusunda bilirkişi incelemesine gerek bulunmadığı, bilirkişi raporunun aksi yöndeki tespitlerinin 4857 SY nın 25. maddesi ile bağdaşmadığı, feshin usulüne uygun olarak yapıldığı ve bu itibarla davanın sübut bulmadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.”

SERBEST BÖLGELERİMİZİN TİCARET HAYATIMIZA GETİRDİĞİ AVANTAJLAR

8 Nisan 2016Nihan Geliş
  1. Serbest Bölgede Yer Edinmek İsteyen Üreticiler için Vergi Avantajları

Üretim konusunu kapsayan faaliyet belgesine sahip olan firmaların imal ettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançlar; Avrupa Birliği üyefree zone turkeyliğinin onaylanacağı yılın vergi dönemi sonuna kadar Gelir veya Kurumlar Vergisi’nden istisnadır.

Serbest bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az % 85’ini yurtdışına ihraç eden firmaların, çalıştırdıkları personel maaşları gelir vergisinden muaftır. Bakanlar Kurulu’nca bu oran yüzde 50″ye kadar indirilebilir.

Serbest Bölge’de bulunan üretici firmaların, serbest bölgelerde gerçekleştirdikleri faaliyetlerde yaptıklarıişlemler ve düzenledikleri belgeler damga vergisi ve harçlardan muaftır.

Üretim dışındaki konularda 06/02/2004‘ten önce ruhsat almış olan firmalar, Faaliyet Ruhsatı süresi sonuna kadar Gelir veya Kurumlar Vergisi’nden muaftır. 06/02/2004’ten itibaren düzenlenen diğer konulardaki Faaliyet Ruhsatlarına vergi muafiyeti yoktur.

  1. İş Planında Geleceği Görmek İsteyenler İçin;

Ülkemizin bulunduğu konum dolayısıyla işverenlerin iş planlarını düzenlerken en sık karşılaştıkları orta ve uzun vadeli plan yapamama sorununa çözüm olarak önerilmektedir.

Hazır işyeri kiralayan kiracı-kullanıcı firmalar için 15 yıl süreli faaliyet ruhsatı düzenlenmektedir: Tüketiciye ulaşmada en güvenilir ve uzun vadeli çalışma imkânı bulunması açısından avantajlıdır.

Hazır işyeri kiralayan üretici-kiracı-kullanıcı firmalar için 20 yıl süreli faaliyet ruhsatı düzenlenmektedir: Üretilecek malın ekipmanının uzun dönemli kiralamayla amortisman payında sağlayacağı imkanları da bu firmalar göz önünde bulundurduklarında avantajlarına otomatikman ulaşmış olacaklardır.

Kendi işyerini inşa eden yatırımcı-kullanıcı firmalar için 30 yıl süreli faaliyet ruhsatı düzenlenmektedir: Her türlü yatırım imkânına, iş fikri imkanına sahip olup kiralama gibi bir sorunla karşılaşmak istemeyip de kendi işyerine sahip olmak isteyen yatırımcılar için oldukça avantajlı ve uzun dönem kazançlı bir yatırım şeklidir.

Kendi işyerini inşa eden üretici-yatırımcı-kullanıcı firmalar için 45 yıl süreli faaliyet ruhsatı düzenlenmektedir: Hem üretim aşamasında kullanılacak ekipman, hem çalıştırılacak elemanlar, hem uzun dönemli karlılık açısından önerilmektedir.

Hazine’ye ait arazi, arsa ve binalar yatırımcılara kiralanabilir veya bunlar üzerinde 49 yıla kadar irtifak hakkı verilebilir.

  1. Kolay ve İstenilen Yere Kar Transferi İmkanı

Serbest bölge faaliyetlerinden elde edilen kazanç ve gelirler, hiç bir izne tabi olmaksızın yurt dışına veya Türkiye’ye serbestçe transfer edilebilmektedir. Yatırımların kolaylıkla değerlendirilmesi açısından daha kazançlı bir iş hayatına uzun vadede planlamalarla zenginleştirme olanağına kavuşmuş olunabilecektir.

4.Kolay Ticari Kanallara Ulaşım İmkanı

Türkiye’nin diğer yerlerine yapılan ticarette dış ticaret rejimi uygulanır. Başka bir deyişle, Türkiye’den serbest bölgeye satılan mallar ihracat , serbest bölgeden Türkiye’ye satılan mallar iseithalat kurallarına göre işlem görür. Serbest bölge kullanıcıları Türkiye’den ihraç fiyatına (KDV’siz) mal-hizmet satın alabilirler. Günümüzdeki KDV oranlarını düşünecek olursak bu imkanın ilgili firmaya uzun vadeli imkanlar sağlayacağı tahmin edilebilir.

Serbest bölge ile diğer ülkeler arasında vediğer serbest bölgeler arasında dış ticaret hükümleri uygulanmaz.

Ayrıca, bölgelerde sarf malzemelerinin en kısa sürede sağlayabilmek için bedeli 5000 ABD Doları (karşılığı Türk Lirasını geçmeyen) Türk malları, isteğe bağlı olarak ihracat işlemine tabi tutulmayabilir.

5.Gümrük Vergisi Ödemeden Ticaret Yapma İmkanı

Serbest bölgeye getirilen Türkiye veya AB menşeli yahut serbest dolaşımdaki malların, serbest dolaşım statüleri değişmediğinden, Türkiye’ye veya AB üyesi ülkelere girişinde gümrük vergisi ödenmez.

Öte yandan, serbest bölgeden Türkiye’ye veya AB üyesi ülkelere gönderilen serbest dolaşım durumunda olmayıp da üçüncüülke menşeli olan mallar için Ortak Gümrük Tarifesinin oranlarıüzerinden gümrük vergisi ödenir.

Üçüncü ülke mallarının serbest bölgeye girişinde ve bunların Türkiye veya AB üyesi ülkeler dışındaki üçüncü ülkelere gönderilmesinde de gümrük vergisi ödenmez.

6.Gümrük Kriterlerinin Belirlediği Belgelerle Malların Serbest Dolaşımı Sağlanır

Serbest bölgeler, ülke içinde ülke gibidir. Gümrükleme ve ülke kanunlarından arındırılmıştır.Yabancı yatırımcılara vergisiz hammadde, makine, fabrika binası sağlama, tüm malların ihracında gümrüğe tabi olmadan ürünü pazarlama imkânı sağlamaktadır.Türkiye AB Gümrük Birliği’nde olduğundan, Türkiye veya AB menşeli ürünler ile Türkiye’de serbest dolaşım durumunda bulunan ürünler A.TR Belgesi düzenlenip AB’ye gönderilebilir. Üçüncü ülke menşeli ürünlerde ise; Ortak Gümrük Tarifesindeki orandangümrük vergisi ödenerek serbest dolaşıma geçirildikten sonra A.TR Belgesi düzenlenerek AB’ye gönderilebilir.

7.Serbest Bölgede Tüm Firmalar Eşit İmkanlardan Yararlanır

Serbest bölgedeki teşvik ve avantajlardan yerli ve yabancı tüm firmalar eşit yararlanır. Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek vergi dışı teşviklerden de tüm firmalar yatırım ve üretim safhalarında yararlanabilirler. Üretime  dönük  serbest bölgelerde teknoloji transferiyle ülkede az zamanda, verimli insan gücü kullanılarak daha fazla üretim olanağına kavuşulur.

8.Stoklama ve Depolamada Zaman Kavramının Önemi Olmadığı Bölgelerdir.

Mallar serbest bölgede süre sınırlaması olmaksızın kalabilir. Üretici firmaların en büyük sıkıntısı olan hammadde stoklama ve depolama masrafları “Serbest Bölgelerde” sıfır maliyette olduğundan hem üretici hem pazarlama firmalarında bu sorun uzun dönemli çözüme ulaştırılmıştır.

9.Ticari Faaliyette Pazar Kısıtlaması Olmadan Ticaret İmkanı

Gümrük, kambiyo mükellefiyetlerine dair mevzuat hükümleriyle üretici işletmelerin talepleri hariç olmak üzere, fiyat, kalite, standartlarla ilgili kamu kurum, kuruluşlarına verilen yetkiler serbest bölgelerde uygulanmaz.

10.Gerçekçi Bir Enflasyon Muhasebesi İmkânı

Serbest bölgelerdeki faaliyetlerle ilgili ödemeler dövizle yapılır.

11.Ulusal-Uluslararası Tüm Pazarlara Ulaşabilme

Serbest bölgelerden Türkiye’ye mal satışına, serbest bölgeyle diğer ülkeler arasındaki ticarete kısıtlama getirilmemiştir. Serbest bölgelerden yurt içine mal satışına, tüketim malları, riskli mallar dışında, herhangi bir kısıtlama yoktur.

12.Bürokrasiye Bağımlı Kalmadan Güncel Bilgilerle Ticaret İmkanı

Başvuru, faaliyet süresince  bürokrasi en aza indirilmiştir. Serbest bölgeler özel sektör şirketlerince işletildiğinden; az zamanda çok verimli işlere ulaşmak amaçlı basılı olmaktan çok online iletişimle zenginleştirilmiş işlemlere öncelik verilmektedir.

13.Stratejik Avantaj

Kuruluş yeri olarak Serbest Bölgeler; AB ve Orta Doğu pazarlarının yakınında, Akdeniz, Ege ve Karadeniz’in limanlarına, uluslararası havaalanlarına, karayolu ağlarına, kültür, turizm ve eğlence merkezlerine yakındırlar. Turizm teşvikinde ve yabancı sermayenin ülkeye kolayca girmesine sebep olacak en verimli yollardan en önemlisidir.

14.Ucuz Altyapı İmkanları

Serbest bölgelerin altyapısı gelişmiş ülkelerdeki benzerleri ile aynı standarttadır. Sanayileşme ve yeni teknoloji akışının sağlanmasıyla yabancı sermayeyi ülkeye çekmeyi kolaylaştırmaktadır.  Bu bölgelerde üretilen malların dünya pazarlarına satışında bol ve ucuz olmalarından dolayı firmalara rekabet üstünlüğü sağlamaktadır.

15.Hammadde tedarik zincirini oluşturma imkanı

Serbest bölgeler özellikle ihracata dönük üretim yapan firmalara, ara malı ve hammadde temininde, dünya fiyatları ve şartları ile kesintisiz tedarik imkânları sunmaktadır. Dış ticarette dünyaya açılan pencere olarak görüldüğünden ülkemize giren döviz arttırılarak ödemeler dengesinin düzelmesinde destek olabilir.

TÜRKİYE’DE SERBEST BÖLGELER

8 Nisan 2016Nihan Geliş

İşlevleri; ülkeye yabancı sermaye ve teknolojilerin getirilmesine imkân sağlayacak uygun bir zemin yaratılması, sanayicinin ihtiyaç duyduğu bazı hammadde ve ara malların kolaylıkla, istenilen miktarda ve zaman kaybı olmadan temin edilebilmesi, sağlanan teşvik ve avantajlar sayesinde düşük maliyetli mal üretimi ve ihracı, Türkiye dışından gelen malların transit olarak diğer ülkelere satılması, yeni istihdam olanaklarının yaratılması, Türk ihraç ürünlerinin ihracatını kolaylaştırmak ve hızlandır
mak olan “Serbest Bölgelerin”; kuruluş amaçları; ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak, işletmeleri ihracata yönlendirmek ve uluslararası ticareti geliştirmek olan serbest bölgeler; bulundukları ülke ekonomilerine sağladıkları katkıların yanında, esnek ve çağdaş idari yapılarıyla dış ticarete yönelmek isteyen firmalara modern ve gelişmiş bir yatırım ortamı sağlayan serbest bölgeler lojistik merkezler olarak ülkemizde de önemlerini arttırmaktadırlar.

Genel olarak serbest bölgeler; ülkenin siyasi sınırları içinde olmakla birlikte gümrük hattı dışında sayılan, ülkede geçerli ticari, mali ve iktisadi alanlara ilişkin hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmadığı veya kısmen uygulandığı, sınai ve ticari faaliyetler için daha geniş teşviklerin tanındığı ve fiziki olarak ülkenin diğer kısımlarından ayrılan yerler olarak tanımlanabilir.

serbest bölgeler türkiyeSerbest Bölgeler Kanunu Madde 2’ye göre “Türkiye’de serbest bölgelerin yer ve sınırlarını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.  Serbest bölgelerin, kamu kurum ve kuruluşlarınca, yerli veya yabancı gerçek veya tüzel kişilerce kurulmasına, işletilmesine Bakanlar Kurulu’nca izin verilir.”

Serbest Bölgeler Kanunu Madde 5 uyarınca “Serbest bölge ilan edilen yerlerde ihtiyaç duyulacak arazi ve tesisler Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre sağlanabilir. Yerli veya yabancı gerçek veya tüzel kişiler Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan ruhsat almak kaydıyla serbest bölgelerde faaliyette bulunabilirler. Serbest bölgelerde faaliyette bulunan yatırımcı kullanıcılara Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan arazi, arsa ve binalar kiralanabilir veya bunlar üzerinde 49 yıla kadar irtifak hakkı tesis edilebilir. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler için aynı süre ile kullanma izni verilebilir.  Serbest bölgelerin asayiş hizmetleri polis tarafından yerine getirilir.”

Serbest bölgelerde Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde işletmelerini Ticaret Sicili’ne  tescil ettirmiş ve bu durumu Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan ettirmiş tacir sıfatını haiz yerli gerçek veya tüzel kişiler ile kendi ülkelerindeki kuruluş işlemlerini tamamlamış yabancı gerçek veya tüzel kişiler faaliyette bulunabilir.

Gerçek kişi tacirlerin ayrıca ticaret ve/veya sanayi odasına kayıtlı olmaları gerekir. Serbest bölgelerde faaliyet gösterecek firmalar için yerli veya yabancı sermaye sınırlaması yoktur. %100 yerli sermayeli firma veya %100 yabancı sermayeli bir firma serbest bölgelerde faaliyet gösterebilir. Serbest bölgede sağlanan muafiyet ve teşvikler açısından da yerli ve yabancı sermayeli firma ayırımı yapılmaz. Zaten Serbest Bölgeler’in kuruluş amaçlarından birisi de yabancı sermaye yatırımlarını ülkeye çekmektir.

Eşitlik prensibine göre; “Serbest bölgede sağlanan teşvik ve avantajlardan; serbest bölgede faaliyet göstermek isteyen yerli veya yabancı gerçek veya tüzel kişilerin izleyeceği başvuru prosedürü yerine getiren; yerli ve yabancı bütün firmalar eşit olarak yararlanır. İşleticiler ve kullanıcılar, yatırım ve üretim safhalarında Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek vergi dışı teşviklerden de yararlandırılabilir.”

Yazı dolaşımı

1 2 >

Benzer Yazılar

  • SERBEST BÖLGELERİMİZİN TİCARET HAYATIMIZA GETİRDİĞİ AVANTAJLAR
  • AVAL VE KEFALET ARASINDAKİ İLİŞKİ VE FARKLILIKLAR
  • KAMULAŞTIRMA VE KAMULAŞTIRMA BEDELİ
  • KIDEM TAZMİNATI FONU TASARISI


Kategoriler

  • Haberler
  • Makaleler
  • Projeler

Etiketler

4857 sayılı Yasa'nın 25/II-h 4857 sayılı Yasa'nın 25/II-ı 4857 SY nın 25/ll-h ve ı maddeleri Ambargo avantajlar avukat Denizli e-tebligat Futbol Futbolcu haklı nedenle derhal fesih hukuk ihbar tazminatı işveren işçi işçinin devamsızlığı işçinin temizlik görevini yerine getirmemesi kanun Kayıtlı Elektronik Posta KEP KIDEM TAZMİNATI FONU kıdem tazminatı muafiyet Profesyonel Sporcu Rusya serbest bölgeler Soccer Spor Spor Hukuku taşeron tebligat tebliğ Ticaret ticari hayat Ticari Yaptırım Türkiye vergi vergi istisnaları vicdani kanaat çek üretim hatası İzmir İş Hukuku İşçi ile İşveren İlişkisinden Kaynaklanan Tazminat Davası Şirketler
Tüm Hakları Saklıdır C&G Law Office
Email
Facebook
Twitter
LinkedIn

Türkiye Barolar Birliği’nin meslek kuralları doğrultusunda hazırlanmış işbu websitesi içeriği, Avukatlık Meslek Ahlakı kurallarına uygun olarak düzenlenmiş ve Reklam Yasağı Yönetmeliği ile Avrupa’da Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kuralları uyarınca güncellenmiştir. C&G Avukatlık Bürosu işbu websitesini müvekkillerinin ve diğer kullanıcıların sadece bilgi edinmesi amacıyla yayımlamış olup, işbu websitesindeki tüm içerik halihazırdaki en güncel hukuki gelişmeleri, karar veya uzlaşmaları yansıtmayabilir. İşbu websitesindeki bilgiler; reklam amaçlı olmayıp, yasal tavsiye niteliğinde değildir ve C&G Avukatlık Bürosu’nun ya da herhangi bir müvekkilinin veya çalışanının görüşlerini yansıtmaz ve bu bilgilerin doğru, eksiksiz veya güncel olduğu garanti edilmez. C&G Avukatlık Bürosu işbu websitesindeki içeriğin tamamı ya da bir bölümüyle ilgili olarak doğrudan veya kısmen herhangi birine karşı yapılan ya da yapılması ihmal edilen herhangi bir işlemden veya herhangi bir işlemin sonuçlarından dolayı ortaya çıkabilecek tüm sorumluluğu açıkça reddeder. İşbu websitesindeki bilgi aktarımı, gönderen ve alıcı arasında herhangi bir avukat- müvekkil ilişkisi oluşturma amaçlı değildir. C&G Avukatlık Bürosu, websitesi aracılığıyla ulaşılabilecek herhangi bir üçüncü kişi içeriği bakımından sorumluluk kabul etmez. Çok gizli bilgi olduğu için, C&G Avukatlık Bürosu, sadece referans amaçlı bile olsa, müvekkillerinin isimlerini açıklamaz. C&G Avukatlık Bürosu logosu, işbu websitesindeki bilgi ve bu bilgilere bağlı fikri ve sınai haklar, C&G Avukatlık Bürosu’na aittir ve ait kalacaktır; ve bunlar C&G Avukatlık Bürosu’nun yazılı onayı olmaksızın kullanılamaz, kopyalanamaz ve/veya çoğaltılamaz.

Bize yazın